1. Haberler

  2. #Türkçe

  3. Halkların Köprüsü Derneğinden Geri Kabul Anlaşmasının 1.yılıyla ilgili açıklama
Halkların Köprüsü Derneğinden Geri Kabul Anlaşmasının 1.yılıyla ilgili açıklama,halkların,köprüsü,derneğinden,geri,kabul,anlaşmasının,1,yılıyla,ilgili,açıklama

Halkların Köprüsü Derneğinden Geri Kabul Anlaşmasının 1.yılıyla ilgili açıklama

A+ A-

Mülteci ve göçmenler için sınırların açılması ve güvenli geçişin sağlanmasını gibi bir çok talebi içeren açıklamanın tam metni şöyle:

Bundan 1 yıl önce, AB-Türkiye Geri Kabul Anlaşması imzalandığında ‘’bu anlaşma bir resmi insan kaçakçılığı anlaşmasıdır ‘’demiştik. ‘’Avrupa ülkeleri sınırları kapatarak, karadan geçişleri engelleyerek mültecileri denize; ölüm yolculuğuna itti. İnsanların denizlerde ölmeleri yetmedi şimdi de bu anlaşma ile mültecilerin yaşam umudu öldürülmek isteniyor! AB, bu anlaşma ile mültecileri yaşamları için mücadele etmekten vaz geçirmeye, onları felç etmeye çalışıyor! Bugün burada insanlık, canlarından başka hiçbir şeyleri olmayan çıplak insanların yaşam umudu ile varsıl Batı’nın siyasi hesaplarının çatışmasına sahne oluyor. Bu anlaşmayı asla unutmamalı  ve tarihe bir utanç anlaşması olarak geçmesini sağlamalıyız.’’ demiştik.

Şimdi anlaşmanın uygulanmaya başlamasının üzerinden 1 yıl geçti.

O tarihte Türkiye’de yaklaşık 2 milyon Suriyeli mülteci vardı ve pek çoğu Balkanlar üzerinden Avrupa’ya geçmeye çalışıyordu. Anlaşma ile Türkiye’nin mültecileri AB sınırları dışında tutacak bir tampon ülke; bir açık hava hapishanesi olması planladı. Şubat 2016’da Ege denizinden geçişleri engellemek üzere NATO gemileri Türkiye kıyılarına gönderildi! Aslında AB, göçmen ve mültecilere karşı bir savaş politikası yürütüyordu. Bu savaş önlemleri ile Avrupa’ya mülteci geçişleri Ege Denizi’nde ciddi oranda azaltıldı.

10 Mart 2016’dan bu yana Türkiye’den Yunanistan’a geçen mülteciler Yunan Adaları’nda merkezlere yerleştiriliyor ve Türkiye’ye geri gönderilmek üzere bekletiliyorlar.

Türkiye’ye her geri gönderilen 1 Suriyeli mülteci için Türkiye’deki kamplardan 1 Suriyeli mülteci AB üye devletlerine alınması ve bu değişimin 72 000 mülteci insanı kapsaması planlanmıştı.

Aslında bu anlaşma uluslararası hukuka tamamen aykırı idi ve pek çok mülteci Türkiye ‘’3. güvenli ülke olarak tanımlanamaz, geri gönderilmek istemiyorum, mülteci başvurumun burada kabul edilmesini talep ediyorum’’ şeklindeki haklı argümanlarıyla Yunan mahkemelerine başvurdular. Maalesef Yunanistan yargısı talepleri ret etti. Bunun üzerine mülteciler bu kararları temyiz etmeye çalışıyorlar. Yunan üst mahkemelerinde görülen itiraz davaları henüz sonuçlanmadı.

Bugün itibarı ile AB, mülteci göçünü kendi sınırları dışında kontrol altına almayı başardığını düşündüğü için anlaşmadan memnun görünmektedir. Hatta bunu bir model olarak Libya, Sahra –altı Afrika  gibi diğer ülkeler ile kullanmak istiyor. Özellikle Merkez Akdeniz Göç Rotası için Libya ile benzer bir anlaşma yapmaya çalışıyor.

Gerçekten anlaşmadan sonra Türkiye’den Yunanistan’a geçişler dramatik bir düşüş gösterdi ve %98 oranında azaldı. AB, bu anlaşmayı Ege Denizi’nde mülteci ölümlerinin azaldığı gerçeği ile de meşrulaştırmaya çalışıyor. Anlaşmadan bu yana Ege Denizi’nde yaklaşık 70 ölüm ve kayıp saptandı. 2015-2016 dönemimde bu rakam 1100 idi. Ancak, AB’nin Ege Denizi yolunu kapatması ile çok daha riskli ve ölümcül olan Merkezi Akdeniz yolundaki mülteci geçişleri ve ölümleri arttı. Bu rotada ilk 3 ayda ölen 649 kişiden hiç kimse bahsetmiyor…

Türkiye’nin sığınmacılar ve mülteciler için güvenli 3. ülke olmadığı çok açıktır: Türkiye Avrupa dışından hiç kimseye mülteci statüsü vermemektedir. 3.5 milyon  Surieyeli Türkiye’de geçici koruma altında, misafir statüsündeler. Diğer ülkelerden gelen yüzbinlerce insanın durumu daha da kötüdür. Hiçbirinin mülteci başvurusu kabul edilmemektedir. Ayrıca Türkiye,  iskan kanunlarına göre Türk soyu ve Türk kültüründen olmayan kişileri ülkeye yerleştirmede bulunmuyor. Bu iki durum uluslararası hukuk düzleminde Türkiye’nin güvenli 3. ülke olmasını imkânsız kılıyor. Almanya ve Hollanda önderliğinde AB’nin, Türkiye’yi güvenli 3. Ülke ilan etmeleri, Avrupa’ya göçü AB sınırları dışında tutmayı amaçlamış, insan hakları ve AB değerleri ve hukuk göz ardı edilmiştir.

Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi çekinceyi kaldırmadan ve iskan kanununda değişiklik yapmadan Suriyeliler için koruma, yerleştirme, entegrasyon, ve nötralizasyon geliştiremez. Bunu başta AB, herkes biliyor!

Öte yandan sayıları azalsa da Ege Denizi’nde geçişler ve ölümler sürüyor…

Mülteciler, sorunlarını Yunanistan Hukuk Sistemi’nde çözemeyince anlaşma ile uğradıkları haksızlığı AB’nin adli makamlarına da taşıdılar. Ancak AB Genel Mahkemesi (”EU General Court”) davaları görüşmeyi kabul etmedi. ‘’Anlaşma henüz Avrupa Parlamentosu’nda onaylanmış olmadığı için bir AB anlaşması niteliğinde değil’’ dendi!!! Bu bile AB’nin bütün kurumları ile insan haklarından kaçmak için nasıl siyasi manevralar yaptığının açık bir kanıtıdır.

Avrupa Komisyonu’nu rakamlarına göre 1 yılda Yunanistan’dan geri gönderilen insan sayısı 1 487’dir. Türkiye’den AB ülkelerine ise sadece 3 565 Suriyeli alınmıştır. Bunun toplam 72 000 kişilik hedefe kıyasla çok düşük bir rakam olduğu; anlaşmanın yürütülemediği ortadadır. Üstelik Türkiye’de 3.5 milyon Suriyeli olduğu gerçeği göz önüne alındığında anlaşmanın sorumluluk paylaşma gibi hiçbir niyetinin olmadığı gibi 72 000 kişi gibi küçük bir grubu bile Avrupa’ya kabul etmekte  çok isteksiz olduğu açıktır.

Kabaca Almanya, Fransa ve Hollanda dışında AB’nin mülteci kotalarını kabul eden ülke yoktur ve bu konuda AB, üye ülkelere bir baskı yapmamaktadır. Anlaşma bu yönüyle tamamen tıkanmış durumdadır.

Öte yandan diğer büyük tıkanıklık Türkiye –AB ilişkilerinde yaşanmaktadır. Bu anlaşmada Türkiye’ye gösterilen iki havucun biri, uzun zamandır rafa kaldırılmış olan Türkiye’nin AB üyelik görüşmelerini canlandırmaktı ve diğeri Türkiye’ye mülteciler için 3 milyar Euro vermekti. AB üyeliğinde yol kaydetmek şöyle dursun, trajik komik biçimde, şu anda Türkiye’nin gündemine, AB üyeliği başvurusundan vaz geçmek üzere referanduma gitme arzusu Cumhurbaşkanı tarafından sokulmuştur. TC vatandaşlarına vize serbestisi konusu ise hiç konuşulmuyor artık. Avrupa Komisyonu’nun Türkiye’ye 39 proje uyarınca, 2016-17 için 1.5 milyon Euro vereceği söylenmekte ancak kamuoyunda bu bilgiler açık ve şeffaf olarak paylaşılmamaktadır.

En çok gündemde olan mültecilerin kirli siyasi pazarlıklara ve tehditlere konu olmasıdır. Her gün ‘’mültecileri göndeririz ha!’’ şeklindeki açıklamalar ile mülteci yaşamları alt üst olmaktadır.

Bu anlaşma mültecilerin hakkını arama hakkını elinden aldı. En önemli ve vahşi sonucu budur.

İnsan hakları ve varsa AB değerleri büyük bir erozyona uğradı. Mülteci meselesini AB sınırları dışında tutma politikası insan hakları temelli politikaları sildi.

Bu anlaşma sadece Suriyeli mültecileri içermektedir ve diğer ülke menşeili mültecilerin durumunun daha da ağırlaşmasına yol açmıştır.

Sonuç olarak, bu anlaşma 1 yıl sonra, anlaşmanın imzalandığı gün kadar utanç vericidir.

Taraflar her geçen gün biraz daha insan haklarından uzaklaşmıştır.

AB, mültecilerin Türkiye’deki durumuna sorumluğu paylaşmamak üzere gözlerini kapatmıştır.

Onların Türkiye’de geçici koruma statüsü altında misafir olarak yaşamaları, kalıcı oturma izinleri olmaması, mülteci statülerinin olmaması, sınırlı çalışma izni ile sadece 10 000’inin resmi belgeli ve sigortalı olması, geriye kalan yüzbinlercesinin kayıtdışı, güvencesiz, ağır koşullarda ucuz işçi olmaları, kadınların 2. ya da 3. eş olarak evliliklere yönlendirilmeleri, suç örgütleri aracılığı ile fuhuşa zorlanmaları, çocuk işçilik oranının ciddi biçimde artmış olması, 400,000 Suriyeli okul çağındaki çocuğun okula gitmiyor olması, Türkiye’de doğmuş 400.000 Suriyeli bebeğin kimliksiz olması,  3.5 milyon Suriyeli insanın çok ciddi barınma ve sağlığa erişim sorunu yaşaması  AB’ni ilgilendirmemektedir!

Anlaşma Türkiye-AB ilişkilerini çok olumsuz etkilemiş eskisinden daha kötü hale getirmiştir.

Suriye’de kalıcı bir barış sağlanmamıştır. Suriye’den dışarıya göç sürmektedir.

Türkiye Suriye sınırında geçişleri engellemeye 2016’da da devam etmiştir; 424.641 kişi sınırda Suriye tarafında tutulmaktadır. Sınıra 911 km uzunluğunda duvar örülmekte ve duvarın bu yıl sonunda bitirilmesi planlanmaktadır. AB’nin sınırlarını militarize etme politikası Suriye ile komşu ülkelere de kötü örnek olarak bulaşmıştır. Türkiye-Suriye sınırdaki 18 geçiş noktasından sadece ikisi açıktır ve sadece ağır hasta Suriyeliler sağlık hizmeti için Türkiye’ye alınmaktadır. Türkiye’den Suriye’ye şimdiye kadar ciddi bir dönüş olmamıştır. 2016’da Carablus’a dönen Suriyeli sayısı sadece 23 926’dır.

4 milyon mülteci le Türkiye yeryüzünde an çok mülteci barındıran ülke haline gelmiştir.

Bu durum ülkenin iç siyasetini, ekonomisini, dış siyasetini her geçen gün olumsuz etkilemekte, kalıcı, sürdürülebilir bir çözüm geliştirilememekte, mülteciler bir siyasi koz olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

AB mültecilere hiçbir insani çözüm sunmamıştır. Sorun olduğu yerde durmaktadır. Sadece kısmen ve şimdilik AB sınırları dışındaymış gibi yapılmaktadır.

Yunanistan’da ana karada ve adalarda mültecilere yapılan insan hakları ihlalleri AB’nin itibarının yerle bir olmasına yol açmıştır. AB ciddi anlamda bir itibar ve gelecek sorunu ile karşı karşıyadır. AB’ye üye ülkeler Birlik ruhunun ve AB yasalarının dışında ulusal sınırlarını kapatmak ve mülteci almamak üzere hareket etmektedir.

Yapılması gerekenler:

1.       Suriye’de emperyalist devletlerin vekalet savaşı son bulmalı ve kalıcı barış sağlanmalıdır.

2.       AB ve diğer uluslararası kurumlar, ABD, Avrupa Devletleri vb. gibi başta Suriye’de askeri aktivasyon gösteren devletler olmak üzere tüm devletler mülteci sorumluluğunu paylaşmalı ve mülteci kabul etmelidir.

3.       AB ülkelerinin göçmen ve mültecileri “içerideki düşman” olarak tanımlayan söylem ve politikalardan vaz geçmesi, son yıllarda artan biçimde Birliğin kültür, etnik köken ve din açısından farklı aidiyetleri dışlayan bir çeşit yeni-ırkçılık olarak işlev gören politikalara teslim olmaması gereklidir. AB’nin üye devletleri sözde yasadışı göçün “girişinden” korumak için yürüttüğü siyaset başarısızdır ve sadece göçmen ve mültecilerin yaşamlarını değil AB’nin geleceğini, üye devletlerin demokrasi ve insan hakları temelini de tehdit etmektedir.

4.       Mülteci ve göçmenler için sınırlar açılmalı ve güvenli geçiş sağlanmalıdır.

5.       Türkiye, Suriyelilere ve diğer ülkelerden gelmiş olan tüm mültecilere mülteci statüsü vermelidir.

6.       İsteyenlere vatandaşlık yolu açılmalıdır.

7.       Birlikte yaşam (sosyal entegrasyon) için vatandaşlık dışındaki kalıcı oturma izni gibi vatandaşlığa en yakın güvenli hukuki statüler sağlanmalıdır ve sosyal entegrasyon için diğer çalışmalar (çalışma hayatı, aile birleştirmesi, eğitim, sağlık, barınma, ayrımcılıkla mücadele, kendi kimlik ve kültürünü koruyabilme, siyasete katılma hakkı gibi) alanlarında ciddi çalışmalar yapılmalıdır.

8.       AB-Türkiye ilişkisi mülteciler üzerinden yürütülen kirli pazarlığın dışına çıkarılmalı açık ve şeffaf zeminlerde demokrasi ve insan hakları alanlarında ilerleme temelinde yürütülmelidir.


HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.